İBADET HAYATINDA ADAB - BÜYÜK MÜRŞİD-İ KAMİL ALİ KARA{K.S} EFENDİ HAZRETLERİ - Blogcu
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

« Önceki | Sonraki »

29/1/2007

İBADET HAYATINDA ADAB

İbadet Hayatında Âdab

 

İbâdet, Kâinatın Sultanı olan Allahu Teâlâyâ itaatin, sadakatin ve kulluğun alâmetidir.
  Ä°bâdet, haÅŸir sabahında uyanıncaya kadar mezardaki hayatta bir nur, bir arkadaÅŸ ve o daracık kabri cennet bahçelerinden bir bahçe yapmaya vesiledir. İbâdet kalbin huzurudur, gıdasıdır. İbâdet ruhun âb-ı hayâtıdır.
  Ä°ÅŸte bu bakımdan ibâdet insan hayatında çok mühim bir yer tutar. En son ve en mükemmel din olan İslâmiyet, "Allah'ın halifesi" unvanına lâyık olacak bir mü'minin hangi ibâdetleri yapması gerektiÄŸini belirtmiÅŸtir. Bu ibâdetlerin ÅŸekli, usulü, âdabı ilmihal kitaplarında belirtilmiÅŸtir. Temel ibâdetler; İslâmın ÅŸartları arasında yer alanlardır.
  Namazda en büyük âdap
  Namazda en temel, en mühim, en büyük âdap; Vaktin evvelinde, cemaatle ve tâdil-i erkanla kılmaktır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tavsiyesi, sahabelerin, evliyaların ve bütün İslâm ulemâsının tatbikatı böyledir
  "Vaktin evveli'nden kasıt nedir? Namaz vakti girer girmez kılınan namazdır. Zira o vakitte, bütün mevcudat, bütün ehl-i Tevhid namaza durmaktadır. İşte insan da o vakitte; Bütün mevcudatla, bütün ehl-i Tevhidle, vücudunun bütün zerreleriyle birlikte kalkıp namaza durmalıdır. Yâni Rabbinin huzuruna çıkmalıdır. Zira namaz mü'minin miracıdır...
  Namazı "Cemaatle kılmak" çok çok mühimdir. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ve ashâb-ı Kiram, baÅŸta Bedir muharebesi olmak üzere savaÅŸlarda dahi cemaatle namazı terk etmemiÅŸlerdir. Bir grup mücâhit cemaatle namaz kılarken diÄŸerleri savaÅŸmış, daha sonra namaz kılanlar savaÅŸa giderlerken diÄŸerleri gelip cemaatle namaz kılmışlardır.
Bu mühim âdet günümüzde maalesef çok ihmâl edilmektedir. Aslolan namazı camide, cemaatle kılmaktır.
  Namazı "tâdil-i erkanla" kılmak lazımdır. Bundan kasıt, namazın farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışmaktır. Kıyamda dururken nasıl durulması lazımsa öylece durmak; rükuda ve   secdede ne yapmak gerekiyorsa, onu yapmaktır. Ayrıca bütün uzuvlara da bu "tadil-i erkan" çerçevesinde namaz kıldırmak gerektir. Kalb, Allah'ın zikriyle ve muhabbetiyle meÅŸgul olmalı; akıl, Allah'ın nimetlerini, azametini, kudretini tefekkür etmelidir. Zihin, namazla meÅŸgul olmalı, dünyevi iÅŸleri, hesabı-kitabı unutmalıdır.
  Cuma namazı kılınırken en çok ihlal edilen bir adap ta, iç ezan okunduktan sonra konuÅŸulması, velevki zikir sözcüğü olsun söz söylenmesi, ezanın tekrarlanmasıdır. Bu  Ã§okça yapılmaktadır. Ebû Hüreyre'den (r.a.) Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) şöyle buyurduÄŸu rivayet edildi:
"Cuma günü imam hutbe okurken yanındaki arkadaşına "sus" dediğin zaman boş konuşmuş olursun (sevap alamazsın)." (Tergib ve Terhib, c.2/162) İbn Abbas (r.a.) Resulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Kim Cuma günü imam hutbe okurken konuşursa kitap taşıyan merkebe benzer. Ona "sus" diyenin de cuması tam olmaz."
(a.g.e., c.2/163)
  Mü'minlerin bayram günü, tatil günü mesabesinde olan Cuma gününde, sünnet-i seniyyeye uyarak boy abdesti almalı, güzel elbise giymeli, erken vakitte camiye gitmeli ve imam minbere çıktığı andan itibaren hiç konuÅŸmadan hutbeyi dinlemelidir.
  
Oruçta Adap
  
Ramazan-ı şerif orucu, İslamiyet'in beş şartından birisidir. Ramazan orucunun ehemmiyetine dair şu hadis-i kutsiye bakalım:
  Ebu Hüreyre (r.a.) Resulullah'ın (s.a.v.) hadis-i kutsisinde şöyle dediÄŸini rivayet etti:
"Allah azze ve celle buyurdu ki:
  "AdemoÄŸlunun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içindir. Onun mükafatını da ben vereceÄŸim. Oruç bir kalkandır. Sizden biri oruçlu olduÄŸu günde edebe aykırı kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Åžayet biri ona kötü söz söyler veya kendisiyle dövüşürse 'ben oruçluyum, ben oruçluyum' desin (ona uymasın) Muhammed'i irade ve kudretiyle yaÅŸatan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun aÄŸzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha iyidir. Oruçlu için ferahlayacağı iki sevinç vardır:
  "1- İftar ettiÄŸi zaman (açlıktan kurtulduÄŸu için) sevinir,
  2- Rabbine kavuÅŸtuÄŸu zaman orucunun sevabıyla (alacağı mükafattan dolayı) sevinir."
(Tergib ve Terhib, c.2/403)
  Demek ki oruçlu bir kimse; bağırıp çağırmayacak edebe aykırı söz söylemeyecek, kimseyle kavga etmeyecektir. Böylece diline ve nefsine de oruç tutturmuÅŸ olacaktır. Ayrıca gözünü namahreme bakmaktan sakındırarak ona da oruç tutturacaktır. Yoksa oruç, sırf aç kalmaktan ibaret deÄŸildir.
  Ramazan-ı Åžerif orucu nefsi terbiye etmektedir. Ramazanda en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik deÄŸil, memluktûr (köledir); hür deÄŸil kuldur. Emir olunmazsa en adi ve rahat ÅŸeyi yapamaz, elini suya uzatamaz. İşte bunu düşünen nefts kulluk vaziyetini takınır, hakiki vazifesi olan şükre girer.
  Nefis, her istediÄŸi yiyeceÄŸi yemekle iyice şımarmaktadır. Aczini ve fakrını, ne kadar zayıf ve musibetlere hedef olduÄŸunu, çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduÄŸunu düşünmemektedir. Sanki demirden bir vücudu varmış ve hiç ölmeyecekmiÅŸ gibi dünyaya saldırır. Åžiddetli bir hırsla dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli ÅŸeylere baÄŸlanır. Öyle ki git gide, kendisini ÅŸekatle terbiye eden Yaratıcısını unutur. Hayatının gayesini, âhiret hayatını düşünmez ve kötü ahlâk bataklığında yuvarlanıp durur.
  Ä°ÅŸte Ramazandaki oruç, en gafil ve inatçı bir nefis taşıyanlara da aczini ve fakrını hissettirmektedir. Açlık vasıtasıyla midesini düşünür, midesindeki ihtiyacını hatırlar. O midenin bütün ihtiyaçlarını hazır eden Mün'imi; o midenin öğüttüğü gıdaları ölü hücrelere yerleÅŸtiren Kudret Sahibini hatırlar. Nefsin firavunluÄŸunu bırakarak, sayısız belâ ve musibetler karşısındaki acziyetini ve sonsuz ihtiyaçlar karşısındaki fakirliÄŸini idrak eder ve Dergâh-ı İlâhîyeye sığınmaya bir arzu hisseder ve bir manevî şükür eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır.
  Ramazan orucu, Kur'ân-ı Azumüşşan'a daha çok hürmet göstermeyi hatırlatır. Zira Kur'ân-ı Kerîm Ramazan ayı içerisinde nazil olmaya baÅŸlamıştır.
  Ä°ÅŸte mü'minler Ramazanda yemekten ve içmekten kesilerek bir nevi melekiyet vaziyetine benzemektedirler. Bu surette, Kur'ân-ı Kerîmi sanki yeni nazil oluyormuÅŸ gibi okumaya ve dinlemeye çalışmaktadırlar. Hattâ biraz gayret göstererek, tefekkür ederek, Kur'ân'ı sanki Peygamber Efendimizden (a.s.m.) iÅŸitiyormuÅŸ gibi, belki Hazret-i Cebrail'den dinliyormuÅŸ gibi bir hâle bürünmektedirler.
  Bu ayda, fakirler, dullar, yetimler, kimsesizler sevindirilmekte; onların yiyecek, yakacak, giyecek gibi zarurî ihtiyaçtan karşılanmakta, ekseriyetle zekâtlar bu ayda hesap edilerek fakirlere verilmektedir.
  Ramazan-ı Åžerif orucu, vücuda çok faydalar saÄŸlamaktadır. On bir ay durmaksızın çalışan vücudun en hayatî uzuvları bir nevi istirahat etmektedir. Aynı zamanda vücut sabra ve tahammüle alışmaktadır.
  Ä°ÅŸte bu gibi ve daha pek çok hikmetleri bulunan Ramazan-ı Åžerif orucunu bütün âdaplarını öğrenerek tutmak gerektir.
  Haccın ehemmiyeti
  Ä°slâmın ÅŸartlarından birisi olan Hac, aynı zamanda parlak bir ÅŸeâir-i İslâmiyedir. Yâni İslâmiyet'in niÅŸanıdır, sembolüdür. İşte bu bakımdan varlıklı bir Müslüman vakit geçirmeksizin hacca gitmelidir. Hacca gitmeden önce de, haccın farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini, âdabını iyice öğrenmelidir.
  Haccın ehemmiyetine dair pek çok hadis-i ÅŸerif vardır. Bunlardan bazılarına bakalım:
  Ebû Hüreyre (r.a.) der ki: Resûlullah'a (s.a.v.): "Hangi amel daha faziletlidir?" diye soruldu:
"Allah ve Resulüne imân" buyurdu. "Sonra nedir?" denildi. "Cihad" buyurdu. "Sonra nedir?" denilince: "Makbul olan hacdır"
buyurdu." (Tergib ve Terhib, c.2/545)
  Yine Ebû Hüreyre (r.a.) "Resûhıllah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduÄŸunu, iÅŸittim" dedi:
"Kim haccedip, çirkin söz söylemez ve dinî kuralları çiğnemezse, hacdan anasından doğduğu gün gibi günahlarından kurtularak döner."
(a.g.e., c.2/545)
  Ebû Hüreyre'den (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduÄŸunu rivayet etti:
"Umre, gelecek umreye kadar kendi aralarında işlenen günahlara, kefarettir. Makbul haccın mükâfatı ise ancak Cennettir."
(a.g.e., c.2/546)
  Ã‚iÅŸe (r.a) der ki: "Yâ Resulallah! Cihadı amellerin en faziletlisi olarak görüyoruz. Biz de cihad edelim mi?" dedim. Bunun üzerine Resulü ilah (s.a.v.):
"Fakat cihadın en faziletlisi de makbul hacdır."
buyurdu.
  Ä°bn Huzeyme'nin Sahih'indeki rivayetine göre Hz. ÂiÅŸe (r.a.) "Yâ Resulallah! Kadınlara hiç cihad var mıdır?" dedim.
  "Onlara dövüşsüz cihad vardır. O da hac ve umredir"
buyurdu, (a.g.e., c.2/548)
  Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduÄŸunu rivayet etti:
"Yaşlının, zayıfın ve kadının cihadı, hac ve umredir."
(a.g.e., c.2/548)
  Haccın hikmeti
  Haccın en mühim hikmeti, Mü'minlerin birbirleriyle görüşmeleri, tanışmaları, birbirleriyle irtibat kurmalarıdır. Böylece birliÄŸin temelleri atılmaktadır.
  Renkleri farklı, dilleri farlı, ırkları farklı insanların, omuz omuza Kabe'nin etrafında tavaf ediÅŸleri, Arafat'ta vakfeye duruÅŸları birliÄŸin en müşahhas, en canlı tablosudur. Müslümanlar iÅŸte bu birlik tablosunu kendi ülkelerine de taşımalı, hem aynı ülkedeki kardeÅŸleriyle, hem diÄŸer beldelerde yaÅŸayan Müslümanlarla kardeÅŸ olduklarını asla unutmamalıdırlar.
  Hacda, aÄŸaç dalı, hattâ yaprak koparmak, hayvan öldürmek, baÅŸkasını incitmek yasaktır. Bu yasağı ihlal ediÅŸin keffâreti vardır.
  Ä°ÅŸte, hac modelini göz önünde bulunduran bir mü'min her zaman aynı ÅŸekilde davranmalı hiç kimseyi üzmemeli, incitmemeli, darıltmamalıdır.
  Ã‡ektiÄŸimiz sıkıntıların, acıların mühim bir sebebi de, haccın hikmetini unutuÅŸumuz ve haccın hikmetine uygun hareket etmeyiÅŸimizdir.
  Zekâtın ehemmiyeti
  Dünyada bütün kargaÅŸaların menÅŸei iki kelimedir: Birincisi; "Ben tok olayını da baÅŸkası açlıktan ölsün, bana ne!"
İkincisi; "Sen çalış, ben yiyeyim!"
  Ä°slâmiyet bu iki dehÅŸetli fikrin birincisinin tahribatını zekât ile, ikincisinin zehrini ise faizi haram kılmakla ortadan kaldırmıştır. Zekat İslâmiyetin güzelliÄŸini ortaya koyan, baÅŸtan sona güzelliklerle dolu bir ibâdettir.
  Zekâtla ilgili sevgili Peygamberimizin (a.s.m) hadis-i ÅŸeriflerinden bazılarına bakalım:
  Ebü Hüreyre (r.a.) Resûlullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduÄŸunu rivayet ediyor:
"Her sabah yeryüzüne iki melek iner ve birisi şöyle der: "Yâ Rabbi, malını Senin yolunda harcayana karşılığını ver
  "DiÄŸeri de şöyle der: 'Yâ Rabbi, cimrilik yapıp vermeyenin de malını helak et.'"
(Buhârî, Zekât:27)
  Ebû Hüreyre (r.a) Peygamberimizin (a.s.m.) şöyle buyurduÄŸunu rivayet ediyor:
"Allah'ın kendisine vermiş olduğu malın zekâtını vermeyen kimsenin malı, Kıyamet Gününde, iki gözünde iki siyah nokta bulunan, dehşetli, zehirli bir yılan şekline sokulur ve bu yılan o gün mal sahibinin boynuna sarılır. Sonra ağzı ile mal sahibinin çenesinin iki tarafından yakalar ve 'Ben senin dünyada çok sevdiğin malınım, ben senin hazinenim' der."

  "Peygamberimiz (a.s.m.) daha sonra ÅŸu mealdeki âyeti okudu:
"Sakın ola ki, Allah'ın kendilerine ihsan etmiş olduğu mallan gerekli yerlere sarf etme hususunda cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar! Tam tersine, bu onlar için bîr şerdir, kötülüktür. Cimrilik yaptıkları mal, Kıyamet Günü boyunlarına dolanacaktır." (Âl-i İmran Sûresi /180) (Buhârî, Zekât:3)
  Nisap miktarı servete sahip olan mü'minler bu ikazları göz önünde bulundurarak zekâtlarını vermekten asla çekinmezler. Zekâtla ilgili hususlar ilmihal kitaplarında genişçe yer almaktadır, oraya bakılmalıdır.
  Zekât verilirken dikkat edilecek en mühim husus, muhatabı rencide edici davranışlardan kaçınmaktır. Bilâkis onlara, kendilerini bu yükten kurtardıkları için teÅŸekkür edilmelidir.
  Kur'ân - Zikir - Dua
  Günlük hayatın vazgeçilmez bir alışkanlığı da Kur'an-ı Kerim ve hadis-i ÅŸerif okumak, zikretmek olmalıdır. Her gün bir miktar Kur'ân okumak alışkanlık haline getirilmelidir.
  Kur'ân-ı Kerimi yüzünden okumayı bilmeyenler bir an önce öğrenmelidirler. En azından namaz surelerini ezberlemeli, bunların mealini öğrenmelidirler.
  Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) Müslümanları Kur'ân'ı okumaya, mânâsını ve sırlarını kavramaya teÅŸvik etmiÅŸtir. Çünkü Kur'ân kalblerin ve ruhların gıdasıdır. Bir Mü'min Kur'ân-ı Kerîmi okuduÄŸunda, Kâinatın Yaratıcı olan yüce Rabbimizle konuÅŸmaya baÅŸlamakta, Allah'ın sözlerine muhatap olmaktadır. İşte Kur'ân'ı bu ÅŸuurla okumak, Kur'ân okunurken onu edepli bir ÅŸekilde dinlemelidir.
  Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) Kur'ân-ı Kerim okumayı teÅŸvik ettiÄŸi hadis-i ÅŸeriflerden bazıların bakalım:
  Resûlullah (a.s.m.) buyuruyor:
"Her kim Kur'ân'ı okur, ezberine alır, helâlini helâl; haramını haram bilirse, Allah bundan dolayı onu Cennete koyar ve kendisini, ailesinden Cehennemlik olan on kişiye şefaatçi yapar."
(Tirmizî, Fezâil-i Kur'ân: 13)
  Hz. ÂiÅŸe (r.a.) Resûlullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduÄŸunu rivayet etmiÅŸtir:
"Kur'ân'ı Kerim'i okuma ve anlamasını bilen Mü'min, mânâ alemindeki bazı meleklerle beraberdir. Okuma, öğrenme ve ezberlemede zorlukla karşılaşan kimseye de iki kat sevap vardır."
(Buhâri, Tevhid:52)
  Osman bin Affan'dan (r.a.) rivayet edildiÄŸine göre Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuÅŸtur:
"En hayırlılarınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir."
(Buhâri, Fezâil-i Kur'ân:21)
  Okunan Kur'ân-ı Kerîm, kabirde bir nur olacak, haÅŸir sabahında uyanıncaya kadar o Kur'ân okuyan kimseye bir arkadaÅŸ olarak refakat edecektir.
  Kur'ân-ı Kerimi okumanın yanı sıra, hadis-i ÅŸerif okumayı da alışkanlık haline getirmeliyiz. Böylece Peygamber Efendimizin (a.s.m.) rûhaniyatıyla aramızda bir baÄŸ kurulmuÅŸ olunur. Aynı zamanda Asr-ı Saadetin o muhteÅŸem havasını teneffüs etmiÅŸ oluruz.
  Bir de bol bol salavat-ı ÅŸerife getirmeliyiz. Salavat aynı zamanda hem dua, hem de duanın kabulüne vesiledir.


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

İletişim

ali-osman-ali@hotmail.com

Bu sayfada dakika saniye misafirimiz oldunuz .....Copyright © 2007 Tümhakları saklıdır. Site Hakları ve Sorumluluğu Akcadaghaber.com'a Aittir.
Duyurular
Örüşkü İlahi Grubu'nun 2009 yılı kaset ve CD'leri çıkmıştır.Temin Yeri Akçadağ Aşağı Örüşkü Köyü
Kısa bir süre içerisinde Osman Nuri Bağdadi Ölmeztoprak(K.S) ve Ali Kara(K.S) Efendi Hazretlerinin sohbetlerinden kesitlere sitede yer verilecektir.4 Ekim 2009 tarihinde Yozgat'ta Şeyh Osman Efendi anılmıştır.
3 Mayıs 2009 tarihinde Aşağı Örükçü köyünde Şeyh Ali Kara Efendi anılmıştır.

Ziyaretçi Defterini Oku Ziyaretçi Defterine Yaz